8 Mart 2013 Cuma

MIND THE GAP

Gece 5 te yatıp sabah 8 de kalkmış halimle çok çok çok çok şeker geldim dükkana :) Sabah kalkıp omuzlarından öpmeli uyandım...Günün enerjisini öyle aldım. . Ayrıca,Alka - Seltzer ı yatmadan önce içmiş olmanın ruhuma ve bedenine güvenli haliyle bilgisayarın başına oturdum,Kulaklarımda "MIND THE GAP" cümlesiyle.

Rüyamda ne gördüm hiç hatırlamıyorum ama belliki çok özlediğim Londra sokaklarında huzur dolmuştım tüm gece.Belki Embankment ta metrodan inmiştim Gordon's Wine Bar da ucuz şarap içerken okul arkadaşlarımla kıkırdamış. Portobello dan mis kokulu home made parfümlerden alıp,ordan Angel a yeni açılan galerilere gitmiş , yine uzun uzun hiç yorulmadan yürümüştüm. Kulağımda anısına itafen Amy Winehouse ile...Öyle yada böyle , gitmeli yada kalmalı çok iyi gelmişti demek ki.

 Amy Winehouse - You Know I'm No Good

Öğlene kadar bitmesi gereken herşeye birer kere dokunduktan sonra yan dükkandan gelen bangır bangır Yıldız Tilbe ile Youtube e sığındım. Tek amacım aynı bangır bandırlıkla Beirut dinleyip yaz havası solumaktı. Fakat kendime geldiğimde iş işten çoktan geçmişti. Arka arkaya Sıla "Zor sevdiğimden" , Halil Sezai "Yangın Var" , Mehmet Erdem "Herşey Aynı Hayatta" , Düş Sokağı Sakinleri "Ölümler Çıplak Gelir"  dilemiştim bile .
Nasıl oldu? , neden oldu? , niye oldu?  olmasa mıydı?, iyiki olmuş muydu? işte orası bi gizem bi muamma hala....

Kendi ana dilimin yarattığı çağrışımlarla MIND THE GAP e takıldım kaldım birkere daha. Bence boşluklar ve o boşlukları doldurma çabasıyla yaşıyoruz .  O boşluklar, Dolmalı mı dolmamalı mı ?  yoksa olduğu gibi kalmalı mı? Ama ben benim farkında olmazsam , ben olamam ki ;)

Bülent Ortaçgil & Teoman | Olmalı Mı Olmamalı Mı @YouTube

bizi biz yapan boşluklar işte ,
hatta
boşluklarları doldurma şeklimiz,
boşluklarla başediş hallerimiz,
boşluklarımızı sevme ve benimsemelerimiz,
boşluk  kararlarımızı yeni fırsatlar için vermemiz,
boşlukları nasılda cool yok edişlerimiz.

6 Mart 2013 Çarşamba


Alice : No one will ever love you as much as I do. Why isn't love enough?
Closer(2004)

4 Mart 2013 Pazartesi

Canım OKSİTOSİNim :)

Kadınların en ufacık ten temasından sonra bağlanmasının nedeni nedir? Erkekler daha çok mu aldatır? Mutluluğun bir molekülü var mı ? İnsanlar iyi ve kötü diye ayırılır mı? Beynimiz oksitosin ile dolup taşarken neler hissediyor? Güven duyduğumuz insanlara karşı tüm engelleri neden kaldırırız?Bir hormon düşünün ki bütün ahlaki değerlerin kilidini açabilsin !!!!

Canım OKSİTOSİNİM :)

Oksitosin kadın üreme hormanlarından biri , salımının arttığı durumlara dayanarak doğum veya SARILMA hormonu diyenler de var.Özellikle sarılma gibi samimi fiziksel yakınlaşmalarda artıyor.Sevgilinizle , annenizle yada çocuğunuzla sarıldığınız andan itibaren artarak sizi ısıtmaya başlıyor. Annelerin süt verirken hissettiği yakınlık , sıcaklık ve sukunet halini de oksitosin sağlıyor. Süt alışını ve doğumu kontrol ediyor ,geçici ama rahatlatıcı bir his veriyor. Kadınlarda erkeklerden daha çok bulunuyor. Kadınların tek gecelik ilişkilerden sonra  bile yoğun  bağlanma ve güven duygusu hissetmesinin nedeni , SEKS esnasınta artıyor olması. Erkeklerde ise durum farklı . Onlar seks sırasında TESTESTERON salgıladıkları için oksitosin baskılanmaya başlıyor. Dolayısıyla bir taraf aşk iksiriyle hayallere dalarken diğer macerayı orada noktalıyor.

Oksitosin hem türk yazarlar hem de yabancı yazarlar sayesinde sık sık karşıma çıkar olunca , üstüne Aşk doktoru lakaplı Paul Zak ın TED Konferansı konuşmasını dinleyince biraz daha araştırma yapıp blogumda yazmaya karar verdim.

Tam o sıralarda Michel Reynaud un "Aşk Hafif bir uyuşturucudur " kitabını okumaya başladım. Sanırım AŞK la ilgili hayatımın en ilginç kitabını okuyorum. Aslında bu kitap bir aşk romanı değil ,  Reynaud un , ki kendisi Paul Brousse Üniversitesi Psikiyatri ve Bağımlılık Anabikim Dalı başkanı yanı  bir bilim adamının aşkı bilimsel olarak anlatması. Aşkın , alkol veya uyuşturucu bağımlılığı gibi tedavi eldilebilir olması aslında ilginç olan.Kitapta Oksitosinin aşkın gerçekleşmesini sağlayan en etkili hormonlardan biri olduğundan bhsediyor Reynaud.

Oksitosine Paul Zak ile  geri dönecek olursak " oksitosinin bütün ahlaki değerlerimizin temel taşı olduğunu söyleyebiliriz. Beyin ve kana nüfuz eden bu kimyasal taşıyıcının , ahlaki davranışların anahtarı olduğunu söyleyen Zak , burundan sentetik oksitosin vererek yaptığı deneylerin sonucunda insanların daha CÖMERT ve DUYARLI olduğunu gözlemlemiş. Ayrıca güven duygusu ve oksitosin arasında da bağlantı var. Oksitosini arttırmak için yapılması gereken şey güven işareti vermek . Karşısındakinin kendisine güvendiğini hisseden kişi oksitosin salgılıyor. Bu durumda direnişi kırılıyor ve aldatma ihtimali azalıyor. Yani GÜVEN DUYULAN KİŞİ DAHA GÜVENİLİR oluyor. Zak , hem bireysel hem de kolektif mutluluk için yapmamız gereken iki şey olduğunu söylüyor:

  • Oksitosini arttıran yollar aramak
  • Oksitosinin salımını engelleyen hormonların etkisini azaltacak çözümler bulmak.
Tüm bu bilgilere ek olarak dünyadaki insanların %5 inde oksitosin hiç bir şekilde salgılanmıyor ve bu insanlar psikopatlara benzer özellikler sergiliyorlar.
Oksitosin salgısını arttırmak için Zak ın önerdiği en kolay yöntem SARILMAK . Günde sekiz kucaklamanın oksitosin seviyemizi arttırarak bizi daha mutlu edeceğini ve her yönden iyi ilişkilere sahip olacağımızı söylüyor.
Masaj yaptırmak , dans etmek , dua etmekte oksitosin seviyesini yükselten yöntemler. Bunun dışında Facebook ve twitter üzerinden etkileşimde oksitosin seviyesini olumlu yönde etkiliyor. Yani bizi yanlızlaştırdığı söylenen sosyal medya aslında tam tersine mutluluğumuzu arttırıyor.











1 Mart 2013 Cuma

" Sarı Ay " by DOT

Yine DOT , illaki DOT ....
Bir oyuna üç kere gidlir mi demeyin , gidilirmiş.
Eğer oyuncular tarafından kapıda karşılanmışsanız ve tüm oyun boyunca kan , ter ve göz yaşına birebir tanık olmuşsanız , üçün beşin lafı olmaz artık , konu almış başını gitmiştir.
"Geliyor musun yoksa geliyor musun ?"  :)
Şimdi sizde bu yazıyı okuyup bitirdikten sonra kendinizi "Sarı Ay"a bilet alırken  , oyunu izledikten sonra ise 2.kez izlemek için  götüreceğiniz arakadaşlarınızı ararken bulacaksınız.
Açılıp kapanan dev dekorlar, aylarca çalışılmış kostümlerin falan beklentisi içinde gitmeyin oyuna. Makyaj bile yapmayan , 4 sandalye ve 1 şapkayı dekor olarak kullanan 4 oyuncu dışında bir de müzikler var.
Aygır Lee ile sessiz Leila  iki nevi şahsına münhasır gençtir. Bir takım tesadüfler sonucu zorlu bir hikayenin içinde bulurlar kendilerini ve  4 oyuncu yoğun fiziksel performans serileyerek, aynı zamanda hareketi ön planda tutup dekor yapıp, hikayedeki objelere dönüşerek bu hikayeyi anlatmaya başlarlar. Sizde dört tarafı seyirci ile çevrili bu sahnede mimiklerinizle , kahkahalarınızla, üzülmüş surat ifadelerinizle oyuna dahil oluyorsunuz.

Gizem Erdem , ibrahim Selim ,Su Olgaç ve Kaan Turgut ses tonlarını ve nefeslerini öyle güzel kullanıyorlar ki gözünüz kapalı bile izleseniz oyunu midenize yumruk yemiş gibi çıkabilirsiniz salondan.
Oyun boyunca yere göğe sığamayan tüm oyuncular sizi duvardan duvara çarpıyorlar ama bunu oyle sevimli ve cizgi film karesi gibi yapıyorlar ki ne olduğunu bi kaç gün anlamıyorsunuz.
Oyuncular kimi zaman  yerde sürünüp , kimi zaman uçarken ya da koşturup nefes nefese kalırken siz arkanıza yaslanıp rahat rahat izleyemiyorsunuz oyunu.Çünkü onlarca mekanı beraberlerinde gezdiriyorlar size.
Tiyatrocu kuzenlerden ya da arkadaşlarımdan "oyun şimdi oturdu" , " oyun otursun öyle gidelim " , "2. Sezon olmuş , gayet iyi, oturmuştur karakterler" "oyun daha oturmamıştır , o yüzden beğenmemişsindir" gibi cümleler duyarım hep . Sarı Ay ı 3. Kez izleyince "OTURMUŞ OYUN" tabirinin kelime anlamını bizzat yaşayarak öğrenmiş oldum.
Tüm oyuncular ayrı ayrı nefes kesiyorlar ama Su Olgaç ın utangaç hiç konuşmayan kızdan , anlatıcıya ordan ateşli seksi bir hatuna dönüşme halleri hayran bırakıyor. Gizem Erdem in canlı kanlı bir GEYİK e dönüşmesi ve etkileyici sesi bir kaç gün sizi dürtüklemeye devam ediyor.

David Greig in yazdığı ve 70 dk boyunca adrenalinin hep yukarda kaldığı "sarı ay" ın yönetmenide , çevirmeni de , Supernova dan oyuncu olarak tanıdığımız Pınar Töre.İbrahim Selim e oyundan önce "bu oyunun bu kadar başarılı olmasının sırrı ne ?" Diye sordum o da beni " vizyon sahibi insanlarla çok  çalışmak " diye cevapladı. Öksüzlerde de hayran kalmıştım performansına , Sarı Ay da da kaldım. Fiziksel tiyatroda başarılı olmak her yiğidin altından kalkabileceği bir iş değil bence sırf bunu nefes keserek başardığı için ayakta alkışlıyorm kendisini.

Yazan:
David Creig
Çeviren ve Yöneten:
Pınar Töre
Oyuncular:
Gizem Erdem
İbrahim Selim
Kaan Turgut
Su Olgaç
Ayşecan Tatari
Bilet ve rezervasyon için: 0212 251 45 45